top of page

Diş Plakları, Periodontal Hastalık ve Kalp Krizi Arasındaki İlişki


Diş plağı ve dişeti hastalıklarının yalnızca ağız içi bir sorun olmadığı, son yıllarda kardiyoloji ve periodontoloji alanında yapılan çalışmalarla daha net biçimde ortaya konmaya başlamıştır. Özellikle ileri dişeti hastalığı (periodontitis) ile aterosklerotik kalp-damar hastalıkları (kalp krizi ve inme başta olmak üzere) arasında istatistiksel bir ilişki bulunduğu, çok sayıda epidemiolojik çalışma ve meta-analizle desteklenmektedir.

Büyük gözlemsel kohort çalışmalarında, periodontitis tanısı olan bireylerde kalp-damar hastalığı görülme riskinin, periodontitis olmayanlara göre anlamlı ölçüde arttığı gösterilmiştir. Bazı meta-analizler bu artışı, diğer risk faktörleri (sigara, diyabet, yaş, kolesterol vb.) düzeltildikten sonra dahi belirgin olarak sürmekte olan, orta düzeyde bir risk artışı şeklinde tanımlamaktadır. Amerikan Kalp Derneği ve Avrupa Periodontoloji Federasyonu’nun ortak değerlendirmeleri, şiddetli periodontitisin kalp-damar hastalıkları için bağımsız bir risk göstergesi olarak kabul edilebileceğini belirtmektedir. Bununla birlikte, bu veriler “doğrudan nedensellik” kanıtı değildir; ilişki güçlü ve tutarlıdır, ancak karmaşık ve çok faktörlü bir zemine oturmaktadır.


İlişkinin biyolojik mekanizması tam olarak aydınlatılmış değildir, ancak birkaç olası yol üzerinde durulmaktadır. Periodontitis, düşük dereceli fakat kronik bir sistemik inflamasyon kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, C-reaktif protein ve çeşitli proinflamatuvar sitokinlerin kanda yükselmesine ve damar duvarında aterosklerotik sürecin hızlanmasına katkıda bulunabilir. Diğer yandan, dişeti dokularındaki yıkım nedeniyle, günlük fırçalama veya çiğneme sırasında bile periodontal patojenlerin kana geçebildiği (bakteriyemi) gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda, bu bakterilere ait genetik materyalin aterosklerotik plaklarda saptanmış olması, ağız kaynaklı mikroorganizmaların damar duvarındaki inflamatuvar sürece doğrudan katılabileceğini düşündürmektedir.


Buna ek olarak, sigara, kötü beslenme, diyabet ve sedanter yaşam gibi ortak yaşam tarzı faktörleri hem periodontal hastalık hem de kalp-damar hastalığı riskini artırmakta; bu da iki tablo arasındaki ilişkinin çok boyutlu olduğunu göstermektedir.


Diş kaybı ve ileri çürük yükü gibi, genel ağız sağlığını yansıtan göstergelerin de kalp-damar hastalığı ve kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olabileceğine dair bulgular giderek artmaktadır. Diş sayısının azalması, ağız içi inflamasyonun uzun süreli bir göstergesi olarak yorumlanmakta ve literatürde daha yüksek kalp-damar olay oranları ile birlikte rapor edilmektedir. Bununla birlikte, bu çalışmaların büyük çoğunluğu gözlemsel niteliktedir; dolayısıyla yalnızca ilişkiyi gösterebilir, nedenselliği tek başına kanıtlayamaz.


Periodontal tedavinin kalp krizi ve inme riskini azaltıp azaltmadığı konusu ise bilimsel olarak en kritik, ancak şu an için en sınırlı yanıtı olan alandır. Periodontitisin tedavisi sonrasında, sistemik inflamasyon belirteçlerinde azalma ve endotel fonksiyonunda düzelme gösteren klinik çalışmalar mevcuttur. Bu bulgular, teorik olarak kardiyovasküler riskin olumlu yönde etkilenebileceğini düşündürmekle birlikte, uzun süreli ve büyük ölçekli randomize kontrollü çalışmalar henüz yeterli sayıda değildir. Bu nedenle mevcut rehberler, periodontal tedavinin genel sağlık açısından önemini vurgularken, “belirli bir oranda kalp krizi riskini azaltır” şeklinde kesin yüzdelerle ifade edilen sonuçlardan kaçınılması gerektiğini belirtmektedir.


Sonuç olarak, güncel bilimsel veriler, diş plağı ve periodontal hastalıkların, kalp-damar hastalıkları ile klinik açıdan anlamlı bir ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Ağız bölgesindeki kronik inflamasyonun ve bakteriyeminin, damar duvarındaki aterosklerotik sürecin bir parçası hâline gelebileceği; buna eşlik eden yaşam tarzı ve metabolik faktörlerin tabloyu ağırlaştırabileceği düşünülmektedir. Bununla birlikte, bu ilişki, bugün için “tek başına diş plağının kalp krizine doğrudan neden olduğu” şeklinde yorumlanmamalı; çok sayıda biyolojik, genetik ve çevresel faktörün bir arada etkili olduğu bütüncül bir risk profilinin parçası olarak değerlendirilmelidir.


Bu metin, mevcut bilimsel literatüre dayalı genel nitelikte bir bilgilendirme amacı taşımaktadır ve herhangi bir tanı veya tedavi önerisi yerine geçmez. Ağız ve diş sağlığı ya da kalp-damar sağlığı ile ilgili bireysel risk değerlendirmeleri ve tedavi planlaması için, hastaların kendi hekimlerine başvurmaları gerekmektedir.


KAYNAKLAR


Not: Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavi önerisi niteliği taşımaz. Kendi sağlık durumunuzla ilgili değerlendirme için diş hekiminize ve/veya doktorunuza başvurmanız gerekir.

Yorumlar


bottom of page